Tefekkür
26 Ocak 2007
Tefekkür; inceden inceye, tüm ayrıntıları gözönünde bulundurarak derin düşünmek, zihni yorarak işin bilincine varmak anlamlarını içerir. Kuranın işaret ettiği ve bizlerden istenen tefekkür ise kısaca ; doğru düşünce yolu ile bilincin geliştirilmesi olarak tanımlanabilir. Kuranda, bir çok ayette insanlar tefekküre davet edilmekte ve tefekkür anlamını içeren pek çok kelime kullanılmaktadır. Düşüncenin en yüksek derecesi diye de adlandırabileceğimiz tefekkürü anlamak için, öncelikle düşünmek kavramı üzerinde durmak gerekir. Takvanın, günah işleme olasılığı doğuran şeylerden uzaklaşmak olduğunu belirtmiştik. Bir şeyin bizi günaha yaklaştırdığını anlamak için de, öncelikle o şeyin üzerinde düşünmemiz gerektirir.
Kuranda düşünce ; iyi-olumlu-güzel ve kötü-olumsuz-çirkin olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kötü düşünce; nefsin dünyaya dönük isteklerinin kışkırtması ya da şeytanın vesvesesi sonucunda oluşur;
Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allaha sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Fusilet 36) O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar. (Nas 5)
Yemin olsun ki insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biz biliriz. ( Kaf 16) Nefsimi ak-pak gösteremem. Çünkü nefs, Rabbimin merhamet ettiği durumlar hariç, olanca gücü ile kötülüğü emreder. (Yusuf 53) ayetlerinde insan, nefsani ve şeytani vesveseler konusunda uyarılmaktadır ki bu konuya Nefsimizi Bilelim başlıklı bölümümüzde değinmiştik.
Kötü düşünce kişiyi, Allah yolundan saptırıp inkara sürükler. Müddesir Suresinde bu gerçeğe dikkat çekilmekte ve Kuranı yalanlayan kişinin derin derin düşündüğü ve bu düşünce sonucunda inkara yöneldiği anlatılmaktadır ; Derin derin düşündü o; ölçtü-biçti. Kahrolası nasıl bir ölçü kullandı? (Müddesir 18-19) Mantık denilen ölçü nefse yenik düştüğünde, gönül de esir alınır. Ve böylece, doğru bir çıkarım için derin derin düşünülse bile, akıl tek başına yeterli gelemez. Kısacası, kötü düşünce, yetersiz ya da yüzeysel bilginin nefs ile birleşmesi sonucunda doğar ve böyle bir düşünce de, gerçek bilgiye ulaşma yollarını kapatarak, Bu düşünce kalbinizde süslendi de, çirkin bir sanıya saplandınız (Fetih 12) ayetinin de işaret ettiği gibi, kişiyi düşünmeden, zan ile hareket etmeye yöneltir.
Zan; sanmak, farzetmek ya da tahmin etmektir ki, zan ile hareket etmenin ne bilimsellikle ne de gerçek bilgi ile ilgisi vardır. Zandan kaçınılması gerektiği, Kuranda açık bir dille ifade edilmektedir;
Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. (Hucurat 12) Şeytani vesveseden doğan kötü düşünce şeytanla işbirliğinin göstergesidir ve bu düşünce, kötü eylemler ve kötü sonuçlar doğurur. Oysa zan ile hareket edenler, hala kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar; Onlar, Allahı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar. (Araf 30) Bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hala hidayet üzere olduklarını sanırlar!.. (Zuhruf 37)
İnsanları Allah yolundan çıkaran en önemli faktörlerden bazıları ; yeniden diriltilmeyeceklerini, kıyametin kopmayacağını (Fussilet 50), Allaha döndürülmeyeceklerini (İnşikak 14) ya da cennete gideceklerini (Bakara 214, Hud 10) sanmalarıdır!.. Allahı inkar etmenin en önemli nedeni de, sistemin kusursuzluğunu gözardı edebilecek kadar nefse yenik düşmüş bir mantık ile düşünüp, yaradılışın rastlantısal olduğunu sanabilmektir!.. Kuran, böyle düşünenler için bakın ne diyor; Biz şu göğü ve yeri ve ikisi arasındakileri boşuna yaratmadık. Böyle düşünmek, küfre sapanların sanısıdır!.. (Sad 27)
Sonuç olarak; zan ile hareket etmek, kötü düşüncenin ürünüdür ve Kuranda şöyle açıklanmaktadır ;
Onların çoğu, sanıdan başka birşeyin ardınca gitmiyor. Doğrusu da şu ki sanı, haktan hiçbir şey ifade etmez!.. (Yunus 36)
Tüm bu bilgilerin ışığı altında, aklımıza şöyle bir düşünce (!) gelebilir; Kötü düşünce, böylesi kötü sonuçlar doğuruyor ise düşünmek, büyük bir riske girmek demektir. Şeytan da insanı düşünce yolu ile saptırmaktadır. O halde, Allah yolundan uzaklaşmamak ya da şeytanın vesvesesine kapılmamak için düşünmemek gerekir. Ancak bu mantığın devamında da şu soru sorulur ; Peki, düşünmeden, iyi ve kötü nasıl ayırtedilebilecektir? Tabi ki, bir düşünene sorarak ve bizlerden önce düşünmüş olanları taklit ederek!.. İşte bu cevap, pek çok tarikatın temelini oluşturan ve bir çok insanın aklını ipotek altına alan felaketin temelidir!
Şimdi de, tefekkürün zıddı olan ve düşüncesizliğin kaynağını oluşturan düşünmeme felaketine değinelim :
Gerçekten de düşünmek, olumsuz düşüncelere kapılma riskini göze almayı gerektirir. Peki bu riske girmeyip düşünmemek insanı nerelere sürükleyebilir? Düşünmek; insana yaradılıştan bahşedilen ve insanı hayvandan ayıran en temel özelliktir ; O Rahman, öğretti Kuranı, yarattı insanı ve belletti ona duygu ve düşüncesini ifade etmeyi. ( Rahman 1-4) Ayeti incelediğimizde görürüz ki, insana verilen düşünce yetisi ile Allahın Rahman sıfatı arasında doğrudan bir ilişki mevcuttur. Rahman; Kendisine inanan inanmayan herkese rahmet ve merhametinin tüm nimetlerini ayrım yapmadan sunan demektir ki bu bağlamda düşünme yetisi için; İnanan inanmayan gözetmeksizin her insanda mevcut olan ve insanı diğer canlılardan ayıran bir nimettir diyebiliriz.
Düşünmeme yolu seçildiğinde, insanın aklı önemini ve fonksiyonunu yitirir ve insan ile hayvan arasındaki fark ortadan kalkar ; Yoksa sen onların gerçekten dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidirler. Hatta onlar, yolca daha da sapıktırlar! (Furkan 44) Şüphesiz, Allah katında hayvanların en kötüsü, düşünmeyen sağır ve dilsizlerdir!.. (Enfal 22) Bu ayetlerde dikkat çeken şey, düşünmeyen insanın hayvandan da aşağı olarak tanımlanmasıdır. Hayvanlar düşünemezler. Tıpkı balarısında olduğu gibi (Nahl 68), Allahtan adıkları vahyi direk olarak uygularlar. Bu nedenle de hayvanlar, yaradılışlarının gereğini kusursuz olarak yerine getirirler. Oysa insanlar, düşünebilme yetisi ile yaratıldıkları halde, kendi iradeleri ile düşünmemeyi seçerek, Allahın kendileri için verdiği nimete sırt çevirmiş olurlar. Başka bir deyişle düşünmeyen insanlar, yaradılışlarının gereğini yerine getirmeyerek, gerçekte hayvandan aşağı konuma düşmeyi kendileri seçerler.
Kuranda, kafirlerin düşünmedikleri söylenmektedir. Kafir; küfür kelimesinden türemiş olup, gerçeğin üzerini örten anlamını taşımaktadır ki bu bağlamda kafir, düşünmemekle aklının üstünü örten ve böylece akıl hazinesinden kendini mahrum eden demektir.. Düşünen insanlar önce kendilerini, sonra da düşünmeyenleri yönetirler. Düşünmeyen insanlar ise, her düşünen tarafından yönetilirler. Bunun sonucunda da, ne yazık ki bir çoban tarafından güdülmeye mahkum hale gelirler ; Kafirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar, sağırdırlar, dilsizdirler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler!.. (Bakara 171)
İlahi emirleri eğlence aracı edinmenin temelinde, bu emirlerin nedenini düşünüp anlamamak yatar ;
Namaza çağırdığınızda onu, oyun ve eğlence edindiler. Böyle yaptılar, çünkü onlar düşünmeyen bir topluluktur. (Maide 58) Düşünenler ise, bütün ilahi emirleri kabul eder, hepsi Allah katındandır derler (Ali İmran 7). Çünkü tüm ilahi emirler, düşünüp öğüt almamız içindir (Enam 151-152).
Düşünenler için, yaratılan herşeyde Allahın mucizesini görmek ve Onun büyüklüğünü idrak etmek mümkündür. Düşünmeyenler ise gözlerinin önündekini bile görmekten acizdirler; Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile. (Yusuf 105) Oysa ki; Yeryüzünde ayetler vardır. Görürcesine bilenler için
(Zariyat 20) İşte bu nedenle Kuran, düşünmeyenleri aynı zamanda kör ve sağır olarak da nitelendirmektedir. Çünkü Kuranın işaret ettiği gibi düşünmek ; gönül gözü ile görüp, nefsin isteklerinden bağımsız bir akıl ve mantık ile algılamanın sonucudur. Kuran bu gerçeği, olağanüstü bir anlatım ile vermektedir; Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla düşünsünler, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Şu bir gerçek ki; kafadaki gözler kör olmaz ama, göğüslerin içindeki gönüller körleşir. (Hac 46) İşte bu nedenle ;
Gönlünü ve aklını çalıştırandan başkası düşünüp anlayamaz!.. (Bakara 269)
Düşünen ile düşünmeyen arasındaki fark da kör ile gören, sağır ile duyan arasındaki fark kadar açık ve nettir; De ki; Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz? (Enam 50) Kör ile gören, iman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlarla kötülük üretenler bir olmaz. Ne kadar da az düşünüyorsunuz!.. (Mümin 58)
Düşünmeyenler, Allahın kendilerine verdiği rızıkları haramlaştırırlar; Bilgisizlik ve düşüncesizlikle çocuklarını öldürenler, Allaha iftira ederek, Allahın kendilerine verdiği rızıkları haramlaştıranlar, hüsrana uğramışlardır, sapıtmışlardır; hiçbir zaman doğruyu ve güzeli bulamazlar!.. (Enam 140)
Akıl, rızıktandır diyor Hz. Ali. Bu bağlamda düşünmemek ; öncelikle Allahın insana verdiği rızkı yani aklı haramlaştırmaktır!.. Ayetten de anlaşılacağı gibi, bilgisizlik ve düşüncesizlik birleşince, insana çocuğunu öldürtecek kadar ileri giden bir taklitçilik ortaya çıkabiliyor. Düşünmeyenler, gerçekten de hiçbir zaman, doğruyu ve güzeli bulamazlar. Onlar en fazla başkalarının doğrularına ulaşabilirler. Ve düşünmedikleri için, bu doğruların bile gerçeğini idrak edemezler!..
Şimdi aşağıdaki ayetler üzerinde düşünelim;
Allah pisliği aklını kullanmayanlar / düşünmeyenler üzerine bırakır!.. (Yunus 100)
Pis ile temiz bir olmaz. Pis olanın çokluğu seni hayrete düşürse / tuhafına gitse bile. O halde ey temiz özü, düşünür beyni olanlar / akıl ve gönül sahipleri! Allaha sığının ki kurtuluşa eresiniz. (Maide 100) Ayetler arasındaki anlam bütünlüğünü çözdüğümüzde görürüz ki; düşünenlerin sayısı düşünmeyenlerden şaşılacak derecede azdır. Yani, düşünmeyenler çoğunluğu oluşturmaktadır!..
Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar!..
Sadece sanıya uyar onlar ve sadece saçmalarlar!.. (Enam116) Kötü düşüncenin insanı düşünmeden, zanla hareket etmeye yönelttiğini daha önce belirtmiştik. Söz konusu ayetlerin işaret ettiklerini özetleyecek olursak ; İnsanların çoğunluğu düşünmüyor ve bizden çoğunluğa uymamamız isteniyor. Kısacası bizlerden düşünmemiz ve kendi doğrularımız ile hareket etmemiz bekleniyor.
Çoğunluğa uyanlar, ya kendi doğrularını geliştirememiş ya da bu doğruları yaşayacak cesareti kazanamamış olanlardır ve onlar sürü psikolojisi ile hareket ederler. Oysa ki bizlerden koyun olmamız istenmemektedir ; Ey iman edenler! Raina demeyin, unzurna deyin. Bizi davar gibi güt diye konuşmayın, bize bak diye konuşun ve dinleyin. Kafirler için korkunç bir azap vardır!.. (Bakara 104) Yukarıda da belirttiğimiz gibi kafir aynı zamanda, düşünmemekle aklının üstünü örten ve böylece akıl hazinesinden kendini mahrum eden demektir. Bu bilgiler ışığı altında diyebiliriz ki; düşünmeyenler için de korkunç bir azap vardır!.. Kıyamet günü, düşünmeyenlerin sonunun nasıl olacağını yine Kurandan dinleyelim; Size düşünecek bir kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? Hadi tadın bakalım azabı. Zalimler için hiçbir yardımcı yok artık!..” (Fatır 37)
Akıl, Allahın verdiği rızktır dedik. Bu rızkı haramlaştırmanın da düşünmemek olduğunu söyledik. Düşünmemenin sonucunda ; başkalarını taklit ederek dini yaşadığını, bir insana teslim olmakla Allaha teslim olunduğunu zanneden, akıllı akılsızlar konumuna düşeriz. Bu bilgiler ışığı altında, düşünen ve düşünmeyenlerin ayrımını yine Kurandan dinleyelim; Allah şöyle bir örnekleme yaptı: Hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının eşyası durumunda bir kul ile, bizden bir güzel rızık ile rızıklandırdığımız ve ondan gizli açık dağıtan bir kişi. Bunlar aynı olur mu? Bütün övgüler Allahadır. Ama onların çokları bilmiyorlar!.. (Nahl 75) Evet, düşünen ve düşünmeyen aynı olmaz; düşünen özgürdür, düşünmeyen ise Kuranın deyimi ile başkasının eşyası durumunda olan, esaret içindeki bir kul. Bütün övgüler de Allahadır. Ama kula teslimiyet ile Allaha ulaşılacağını sananlar, şefaat beklentisi içinde akıllarını rehin bırakanlar, ne yazık ki bunu bilmiyorlar!.. Sizin için Ondan başka ne bir sahibiniz ne de bir şefaatçiniz vardır. Artık düşünmez misiniz? (Secde 4)
Kuranda, ilah edinmek, put edinmek ya da Allahtan başka şeylere ibadet- kulluk etmek gibi kelimeler birçok defa tekrar edilmektedir. Bizler bu kelimelerden genellikle, Kuranın indirildiği dönemde Kabede bulunan, taştan ya da topraktan yapılma heykelleri ve bu tür heykellere ibadet-kulluk etmeyi anlamaktayız. Oysa ayetler üzerinde detaylı düşünüldüğünde görülür ki ; bu putlar çoğunlukla, putlaştırılan kişileri işaret etmek için kullanılmakta, rabler diye Allahın kudretine ortak edilen insanlardan bahsedilmekte ve ibadet-kulluk etmek kelimeleri ile de, bu kişilerin putlaştırıldıklarına işaret edilmektedir. Başka bir deyişle Kuranda, bir insanı Allaha ortak koşmak yolu ile şirke düşme tehlikesi açık bir biçimde ifade edilmektedir; Küfre sapanlar, beni bırakıp da kullarımı veliler edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi bir konukevi olarak inkarcılar için hazırladık. (Kehf 102)
Putlaştırdıkları kişilerin akılları ve düşünceleri ile hareket edenlerin, Allahı inkar ettikleri sanılmaktadır. Oysa tam tersine, bu insanlar Allaha inanırlar ; Andolsun ki onlara Gökten su indirip onunla ölümün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir? diye sorsan, mutlaka Allah diyecekler. De ki hamd da Allaha mahsustur. Fakat onların çoğu düşünmezler!.. (Ankebut 63) De ki; Eğer biliyorsanız yeryüzü ve içindekiler kimindir? Allahındır diyecekler. Hala düşünüp ibret almıyor musunuz? (Müminun 85-86)
Allaha şirk koşma nedenleri de; yine Allaha yaklaşmaya çalışmak ve bu nedenle de yaklaştırıcıların şefaatini kazanmaktır. Oysa Kuran bu konuda bizi açık bir şekilde uyarmaktadır ; Gözünüzü açıp kendinize gelin! Halis din yalnız ve yalnız Allahındır. Ondan başkalarını veliler edinerek, Biz onlara yalnız bizi Allaha yaklaştırmaları için kulluk-ibadet ediyoruz. diyenlere gelince; hiç kuşkusuz Allah, onlar arasında tartışıp durdukları konu ile ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki Allah, yalancı ve nankör kişiyi, iyiye ve güzele kılavuzlamaz!.. (Zümer 3) Allaha şirk koşanlar derler ki; Bunlar bizim Allah katında şefaatçılarımızdır!.. (Yunus 18) Oysa; hesap gününde kimsenin şefaati, kimseye bir yarar sağlamayacaktır. (Bakara 48,123,254) Üstelik; Şefaat, tümden ve sadece Allahın elindedir!.. (Zümer 44)
Düşünmeme yolunu seçen insanların çokluğunu ve bu batağın tehlikelerini göz önüne alarak, yeri gelmişken konuyu biraz daha aydınlatmaya çalışalım:
İslam; Allaha teslimiyet ya da Allahtan başka hiçbir kudrete teslim olmamaktır. Tek kudret sahibi Allahtır ve Onunla kulu arasına hiç kimse giremez. Çünkü Allah, insana şah damarından daha yakındır. (Kaf 16) Hatta O, kişi ile kalbinin arasına bile girer. ( Enfal 24) Başka bir deyişle, insan ile Allah arasında, herhangi bir şeyin girebileceği bir mesafe, boşluk ya da sınır mevcut değildir!.. Bu gerçek, Kuranda tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilmektedir: Kullarım sana benden sorarlarsa, ben onlara gerçekten çok yakınım. Dua edenin çağrısına, beni çağırıp yakardığı anda cevap veririm!.. (Bakara 186)
Ayetten de anlaşılacağı gibi; Allah, dua edenin çağrısına anında cevap vermektedir ve cevap verme ya da duayı kabul etme koşulu olarak Kuranda, Allahın nazarında hatırı sayılır birilerinin devreye sokulması asla söz konusu değildir!.. Kul olma bilincine erişmiş olan her insan Allaha çok yakındır ve dualarına aracısız olarak cevap verilir. Falancanın yüzü suyu hürmetine türünden yapılan dualar, dua edenin bilinç düzeyini gösterir. Hatır ile iş görme, insanlara özgüdür ve bu bilinç düzeyinde olan insanlar, çok acıdır ki cehaletlerinden ötürü Allahı da kendileri gibi kişileştirerek, araya pek çok din büyüğünün hatırını koyarlar. Böylelikle de dualarının kabul edileceğine inanırlar. Bu insanlar, Kuranın tanıttığı Allah yerine, kendilerinin yarattığı insan tanrı kavramına taparlar. Yani gerçekte, falanca kişinin hatrını Allahın affediciliğinin üstünde görürler ya da Allahı hatır için dua kabul eden mitolojik bir varlık sanırlar.
Bu nedenle yüce Allah, peygamberine bile; Benimle yarattığım kişiyi başbaşa bırak!.. (Müddesir 11) demektedir. Hatta yine peygamberimize hitaben; Onların iyiyi ve güzeli bulmaları, senin üzerine bir borç değildir. Tam aksine, dilediğini iyiye ve güzele kılavuzlayan Allahtır. (Bakara 272) diyerek; insanları Allah yoluna kılavuzlama işini peygamberimize bile bırakmadığını, açıkça ifade etmektedir.
Evet, insanı kendi yoluna kılavuzlayan yine Allahın kendisidir. Bu nedenle de yolunu, Kuranda düşünen herkesin anlayabileceği ve aracıya gereksinim duymayacağı kadar açık bir biçimde ifade etmiştir; Dinde baskı, zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve sapıklıktan net bir biçimde ayrılmıştır. (Bakara 256) Allahın yolu; Kuranda da belirtildiği gibi Sırat-ı Müstakim yani dosdoğru giden yoldur ve bu yola ulaşmak için indirilen rehber ; Şüpheniz olmasın ki bu Kuran, en kalıcı en doğru yola kılavuzlar. (İsra 9) ayetinden de anlaşılacağı gibi Kurandır. Yani Allaha ulaşmanın yolu, Kuranın yoludur!..
Benim dosdoğru yolum budur, onu izleyin!.. Başka yolları izlemeyin ki, bu yollar sizi Onun yolundan ayırıp, fırkalara bölmesin. Sakınıp korunasınız diye O size bunu önermiştir. (Enam 153) Ayetten de anlaşılacağı gibi, inananları Allahın yolundan ayırıp, fırkalara bölecek başka yollar vardır. Allahın yolu Kuranın gösterdiği yol olduğuna göre, söz konusu yollar inanan kişiyi öncelikle Kurandan ayıracaklar ve hizipleşmeye neden olacaklardır.
İnsanı Kurandan ayırmaya yönelik yöntemlerden en etkilisi; Kuranı okusanız da tek başınıza anlamanız mümkün değildir. Bu nedenle onu okumak yerine okuyup anlayabilen kişilere sormak gerekir tezidir ki bu tez, Allah,ın Kuranı düşündürücü olarak tanımlamasına rağmen (Müddesir 31), yüzyıllardır düşünmeyen insanlar üretmektedir. Burada sözü edilen kişiler ; şartlara göre şeyh, mürşid, eren, evliya, Kamil İnsan, kutub, veli, Hak Eri, Tasavvuf Ehli gibi isimler alabilirler. İsimlerin ya da ifade tarzının değişmesi, içine düşülen şirk batağını değiştirmez. Oysa Kamer Suresinde ayrı nedenlerle tam dört kez tekrarlanan bir ayet vardır ki, bu tekrarların konunun önemine işaret etmesi açısından değerlendirilmesi gerekir. Ayette mealen şöyle denilmektedir; Andolsun ki biz KuranI, öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var? (Kamer 17,22,32,40)
Kendilerini Allaha inanan adleden ve hatta dini konularda ahkam kesen pek çok insan, ne yazık ki Kuranı hiç okumamış olup, sadece bu kişilerin aktardıkları ile kulaktan dolma olarak konuşmaktadırlar. Onlar düşünmezler, yalnızca düşünenlerin düşüncelerini yalan ya da yanlış naklederler.; İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah uğrunda ilimsiz kılavuzsuz ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın mücadele eder. Böylelerine Allahın indirdiğine uyun dendiğinde şu cevabı verirler; Hayır biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız!.. Peki şeytan onları, alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı? (Lukman 20-21)
Bir diğer yöntem ise; Kurandaki ayetleri ve uydurulmuş hadisler ile rivayet edilen hikayeleri, işlerine geldiği gibi yorumlayıp insanlara sunarak şirke zemin hazırlamaktır. Düşünmeyen ve bu nedenle Kuranın ruhunu idrak etmekten yoksun kalan insanları bu yöntemle aldatmak hiç de zor değildir. Uydurma hadisler ve rivayet edilen hikayelerden ya da vahiy yoluyla elde edildiğine inanılan bilgilerden yeni dinler, Kurana alternatif pek çok kitap ve peygamber üstü kişilikler yaratılmıştır. Herkes mezhep, tarikat ya da grup adı altında, Allahın ve Kuranın dini yerine, gerçekte kendi dini, kendi kitabı ve kendi peygamberi ile övünür ; Fakat onlar, işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli kitaplara ayırdılar. Her hizip, yalnız kendi yanındakiyle sevinip övünmektedir. Artık sen onları, bir süre daha kendi gafletleri içinde bırak. (Müminun 53-54)
Yukarıdaki ayetten de anlaşılacağı gibi bizlere düşen; Kuranın rehberliği eşliğinde, Allahın yolunda güzel düşünüp, güzel davranışlar sergilemek niyeti ile yola çıkmak ve yolculuğumuz esnasında rastladığımız diğer yollardakileri ise, kendi hallerine bırakmaktır!.. Çünkü Kuran bizleri; Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka dostların ardına düşmeyin. Sizler pek az düşünüyorsunuz!.. (Araf 3) diye, açık bir dille uyarmaktadır.
Düşünmeme yolunu seçip, şirk batağına saplananlar, Kuranda şöyle örneklendirilmiştir; Allahtan başkalarını veliler edinenlerin durumu, bir ev edinen dişi örümceğin durumuna benzer. Ve evlerin en güvensizi / en zayıfı, elbette ki dişi örümceğin evidir. Keşke bilselerdi!.. (Ankebut 41) Allaha ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir. (Hac 31) Düşünmemek, hür iradenin yok olması demektir ki yukarıdaki ayet bu gerçeği açık bir biçimde vurgulamaktadır.
Özetle; Şeytanın vesvesesinden uzak kalacaklarını sanarak düşünmeme yolunu seçenler, ne yazık ki çoğunlukla Kurandan uzaklaşır ve şeytanın dostları elinde bir kukla haline gelirler. Bu gerçeğe işaret eden Kuran bizleri ; Aldatan, sakın sizi Allah ile aldatmasın! (Fatır 5) diye uyarmaktadır. Nitekim şeytanın insanı aldatmak için oynadığı oyunlardan biri de onu, Kuranı kullanarak Kurandan uzaklaştırmaktır. Düşünmemek yolu ile şeytanın vesveselerinden kurtulduğunu sanan insan, farkında olmadan bu batağa saplanır ve kendini şeytanın dostlarının hizbi ortasında bulur ; Şeytan onları kuşattı da, Allahın Zikrini / Kuranı onlara unutturdu. İşte bunlar şeytanın hizbidir. Dikkat edin! Şeytanın hizbi, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Mücadile 19)
Şeytanın dostu, insanı düşünmeyen ve sadece kendisine itaat eden bir kul yaparken, Allahın dostları ise, tıpkı peygamberlerde olduğu gibi, hiçbir insanın şirke bulaşmasında rol oynamaz ; Hiç bir insana yakışmaz ki, Allah kendisine hüküm-hikmet ve peygamberlik versin de sonra o, Allahı bırakıp bana kullar olun desin. O ancak şöyle der; Okuyup araştırdığınız şeylere, öğrettiğiniz şu kitaba dayanarak benliklerini Rabbe adamış kullar olun. Ve size, melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez. Siz müslümanlar haline geldikten sonra, inkarı mı emreder size ? (Ali İmran 79-80)
Yukarıdaki ayetten de anlaşılacağı gibi Allahın dostları insanlara yol gösterirler. Onlara ; Okuyup araştırdığınız şeylere, öğrettiğiniz şu kitaba dayanarak, benliklerini Rabbe adamış kullar olun. derler. Bu cümlede, insanları yönlendirdikleri üç şey göze çarpmaktadır: Birincisi okuyup araştırmak, ikincisi Kurana dayanmak ve Kuranı, başkalarına öğretecek kadar iyi kavramak, üçüncüsü ise benlikleri Rabbe adamış kullar olmak, başka bir deyişle şirkten kaçınıp yalnız Allaha yönelmek ve yalnız Ona teslim olmak.. Kısacası, başta Kuran olmak üzere, Allaha ulaşmaya vesile olacak herşeyi okuyup araştırarak, anlamak için inceden inceye düşünüp (tefekkür edip) çaba göstererek idrak etmek ve nihayetinde yalnız Allaha teslimiyet bilincine ulaşmak ; Nihayet bizden Allaha teslim olanlar da var, haksızlığa sapıp çizgiden çıkanlar da var. Allaha teslim olanlar, işte onlar doğruyu ve hayrı araştırıp bulanlar / arayanlardır. (Cin 14)
Öyleyse, bir yol göstericiden beklenmesi gereken, başkasının adına düşünmesi ya da insanlara şefaat etmesi değil, yalnızca Allaha giden yolu işaret etmesidir!.. İnsanlar, düşünmedikleri sürece, Allah dostlarının veya din büyüklerinin işaret ettikleri yolu idrak edemeyerek, ne yazık ki onları da rableştirme yoluna saparlar. Bu konuya en güzel örnek Şafii mezhebinin imamı İmam Şafiinin sözleridir ; Benim her dediğimi taklit etme. Kendin düşünerek delillerime bak. Çünkü dinde başkasına güvenmek caiz değildir!.. Bu sözlere rağmen, şafii mezhebini din, İmam Şafiinin görüşlerini de alternatif Kuran kabul eden bir çok insan mevcuttur.
Sözünü ettiğimiz bağlamda şirkin en belirgin özelliği, düşünmeyi ve çaba sarfetmeyi bırakıp, yol gösterici olarak tanımlanan kişinin veya düşüncelerinin kusursuz ve tartışılamaz olduğuna gönülden inanmaktır. Bu inanç, yoğun bir sevgiyi de beraberinde getirir; İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, Allah dışında bazılarını Allaha eş tutarlar da onları, Allahı sevmiş gibi severler. (Bakara 165) Bu gönül bağının sonu, bir sonraki ayette gözler önüne serilmektedir. Kıyamet günü, tüm gerçekler ortaya çıkarıldığında ; O zaman; izlenenler, kendilerini izleyenlerden uzaklaşıp gitmişlerdir. Azabı gördüler artık. Aralarındaki bağlar parçalanıp koptu!.. (Bakara 166) Oysa ki ; Dost olarak Allah yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter!.. (Nisa 45) Gizli ya da açık şirk; net bir biçimde Allahı inkardır ve insanı bu sona hazırlayan ilk adım da, düşünmeme yolunu seçerek atılır!..
Şu ana kadar düşünmeme felaketinin sonuçlarına değindik. Şimdi de düşünmek üzerine düşünelim;
Kuranda Allah ; Yaratıcıların en güzeli (Müminun 14) olarak tanımlanmaktadır. Peki Allah yaratıcıların en güzeli ise, Onun kadar güzel olmayan başka yaratıcılar da mı vardır? Eğer Allahtan başka yaratıcı vasfı taşıyan yaratılmışlar varsa, onların içinde hiç kuşkusuz kendisine ruhundan üflediği insanın da olması gerekir. Çünkü insan yaratılanların pek çoğundan üstün kılınmıştır!.. Peki insan nasıl yaratır? İnsan, ancak düşünerek ve düşüncesinde yaratır!..
Düşünen insan; yaratanın yaratıcılığının kendisinde tecelli ettiği insandır. Alim, Allahın sıfatlarından biridir ve insan düşünerek ilim sahibi olur. Böylece de Allahın alim sıfatı ile sıfatlanır. Başka bir deyişle, Allahın ilmi insanda tecelli eder. Düşünce; gördüklerimizden hiç görmediklerimizi yaratır. Mor bir ağaç çizen ressam, doğada gördüğü ağaç ile yine doğada gördüğü mor rengi birleştirerek, daha önce hiç görmediği mor bir ağaç yaratır. Bilim kurgu türündeki eserler, düşüncenin gördüklerini taklit etmenin çok ötesinde bir yaratıcılık sergilediği alanlardır. Bu bağlamda insan, düşünce yolu ile, Allahın kendisine verdiği yeti ve imkan dahilinde yaratıcı konumuna yükselir; Şimdi hiç yaratan yaratmayan gibi olur mu? Artık siz düşünmeyecek misiniz? (Nahl 17)
Siz hiç düşünmez misiniz? (Ali İmran 65) Bir düşünebilseniz!.. (Şuara 113) ayetlerinden de anlaşılacağı gibi düşünmek, inanan herkes için farzdır. Hala Kuran üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? (Ali İmran 82) Peki bunlar, Kuranın anlamını inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var? (Muhammed 24) Kuranı ağır ağır, düşüne düşüne oku!.. (Müzzemmil 4) Kutsal / bereketli bir Kitap bu; sana indirdik ki onu, ayetlerini derin derin düşünsünler ve öğüt alabilsin temiz özlüler. (Sad 29) Bu bir öğüt verici, düşündürücüdür. Dileyen Rabbine doğru bir yol edinir. ( Müzemmil 19) ayetleri de gösterir ki, önce Kuranın istediği doğrultuda bir düşünce sistemi geliştirmek ve Kuran üzerinde düşünmek gerekmektedir. Nitekim hemen hemen tüm ilahi emir ve düzenlemelerin arkasından, sözü edilen emir üzerinde düşünmemiz gerektiğini belirten bir vurgu vardır. ( Örneğin; Bakara 219,242,266 )
Kuranın istediği düşünce ise; iyi-olumlu-güzel düşüncedir. Güzel düşünce; şeytanın vesvesesi ile nefsin bedene yönelik isteklerinin rol oynamadığı, temelinde Allaha ulaşma niyeti taşıyan düşüncedir. Güzel düşünce; iman bütünlüğünün, yani akıl, mantık ve gönül birliğinin sonucudur ki bu nedenle ; Allahın rahmeti, güzel düşünüp güzel iş yapanlara çok yakındır. (Lokman 22) Kuranda, güzel düşünenler için ödüller olduğu söylenmekte (Yunus 26, Yusuf 22) ve insanlar bu şekilde düşünmeye davet edilmektedir. (Araf 161)
Kuranda hikayeleştirilmiş tüm olaylar ve örnekler, düşünmemiz içindir; Bu misalleri insanlara, düşünsünler diye veriyoruz. (Hasr 21) Bu hikayeyi anlat ki, düşünüp taşınabilsinler!.. (Araf 176) İbret alabilmek için ise, inceden inceye düşünmek gerekir ki, işte bu bağlamda sözü edilen düşünce tefekkürdür; Şüphe yok ki bunda, iyice düşünecek bir toplum için ibretler vardır. (Zümer 42)
Düşüncenin sonucunda bilgi doğar. Başka bir deyişle düşünce, bilgi edinmeye yarar. Bilgi de insanı ilim sahibi yapar. Bu ilişki Kuranda açıkça ifade edilmekte ve Kuranın tam manasıyla anlaşılabilmesi için, ilim sahibi olma zorunluluğuna değinilmektedir; Bunlar, bizim insanlara verdiğimiz örneklerdir. Fakat onları ancak ilim sahipleri düşünüp anlayabilir!.. (Ankebut 43) Düşünen, sonunda bilen olur. Bilen, düşüncenin önemini de bilir ve bu yeti insanı diğerlerinden farklı kılar; Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür!.. (Zümer 9)
İyi ama neye taptığınızı düşündünüz mü? (Şuara 75)
Evet, inanan insanlar öncelikle neye taptıklarını düşünmek zorundadırlar. Kuranın anlattığı Allah kavramı ile bizim taptığımızın aynı olup olmadığını bilmeliyiz. Çünkü Kuranda Allahı yeterince takdir edemediler. (Zümer 67) Allahı büyüklüğüne yaraşır şekilde tanıyamadılar!.. (Enam 91) denmektedir. Allahı tanımanın yolu Onun sıfatlarını ve yarattıklarını düşünmekten geçer.
Çünkü Allahın zatı hakkında tefekkür edebilmek mümkün değildir ve bu konuda ısrar etmek bizi ancak düşüncemizdeki insan tanrı kavramına götürür. Bunun temelde iki nedeni vardır:
1)- Daha önce de belirttiğimiz gibi, düşünce ile ancak gördüklerimizden görmediklerimizi yaratabiliriz. Başka bir deyişle, düşüncenin yaratıcılığı beş duyu ile sınırlıdır. Oysa ki Allahın zatını düşünebilmek, beş duyunun ötesinde bir algılama gerektirir. Allahın zatını düşünmek konusunda inat edersek varabileceğimiz nokta kendimize benzer bir tanrı yaratmaktır. Çünkü daha önce görmediğimiz birşeyi, ancak ona en yakın olduğunu sandığımız şeye orantılayarak düşünebiliriz. Bu durumda da, Allaha en yakın varlık, yeryüzündeki en güçlü canlı olan insandır.
2)- Allahtan başka hiçbir şey mevcut değildir. O herşeyi kapsar. Bu demektir ki, Allahın zatını düşünmek için, Allahın dışına çıkmak gerekir. Tıpkı, akvaryumdaki bir balığın akvaryumu düşünebilmesi için onun dışına çıkması gerektiği gibi. Aksi taktirde, akvaryumdaki bir balığın akvaryum hakkındaki düşüncesi, ancak akvaryumun içinde gördüklerinin çağrışımı olabilir. Oysa Allahın dışında bir boyut, kavram ya da yer yoktur ki, dışına çıkılabilsin!..
Düşünenler, Allahın büyüklüğünü idrak ederler; Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. ( Şuara 24) Bu nedenle Kuranda inanmayanları ya da Allaha ortak koşanları düşünceye davet eden pek çok ayet bulunmaktadır. ( Enam 65, Yunus 16) Çünkü düşünce, insanı imana yöneltir!.. Bir düşünün bakalım! Allahın azabı yakanıza yapışırsa yahut o saat gelip çatsa, Allahtan başkasına mı yakarırsınız? (Enam 40)
Allahın yarattıklarını düşünmeye insan önce kendinden başlamalıdır ; İnsan bir düşünsün neden yaratıldığını!.. (Tarık 5) İnsanın yaradılışı pek çok ayette geçer. (Abese 18-22, Rum 20, Kıyamet 37-38, Yasin 77, Müminun 12-14, Enam 98 ) Bu ayetleri incelediğimizde görürüz ki insan, ömür denilen süreç içerisinde bebeklikten ergenliğe geçirilerek, fiziki görünümünün yanı sıra düşünce olgunluğuna da eriştirilmek istenmektedir. (Mümin 67) Kendi benlikleri içinde olup biteni de mi düşünmediler? (Rum
Nefsinizde de birçok alametler var. Hala görmeyecek misiniz? (Zariyat 21) ayetleri gereğince insan, aynı zamanda nefsini tanımak için de düşünmek zorundadır. Öncelikle bu güne kadar ki günahlarını ve huy edindiği çirkin sıfatları objektif bir bakış açısı ile saptamalı, bunun yanısıra, güzel huylarını ve davranışlarını da belirlemeli ve bu yönünü geliştirmek için de planlar yapmalıdır.
En uzağa varmak, en yakını geçtikten sonra mümkündür. Düşünmeye kendi yaradılışından ve kendi nefsinden başlayan insan, bakışlarını diğer canlıların ve kainatın yaradılışına çevirdiğinde görür ki ; kainattaki herşeyde, tıpkı kendisinde olduğu gibi kusursuz bir sistem ve denge mevcuttur. İlim ile birleştirilen düşüncenin sonucunda, insanın bu kusursuzluk karşısında hayrete düşmemesi imkansızdır. İşte bu hayret içinde olanlar, gördükleri herşeyde Allahı anarlar ; Sağduyulu o kimselerdir ki, ayakta iken, otururken ve yatarken Allahı anarlar. Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında Allahın varlığını iyice düşünürler. (Ali İmran 191) Onlar; Biz, göklerle yeri ve aralarındakileri, eğlence ve boşuna yapanlar olarak yaratmadık. Ancak bunları hak için yarattık. (Duhan 38-39) Biz bu göğü ve yeri ve ikisi arasındakileri boşuna yaratmadık. Böyle düşünmek, küfre sapanların sanısıdır! (Sad 27) sırrına ererler. İnanmayanlar ise, bu bakış açısından yoksundurlar ve onlar gereği gibi düşünmedikleri için bütün alametlerden yüz çevirirler ; Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Kafirler ise, gökyüzünün alametlerinden yüz çeviriyorlar. (Enbiya 32)
Kısacası Allah bizlere; Üzerinizdeki nimetimi düşünün demektedir ki bu, bitmek tükenmek bilmeyecek bir düşünce konusudur. Allahın nimetlerini düşünmek de, insana öncelikle şükretme bilincini kazandırır.
Kategori: Felsefe
Yorum Yazın
Yorum yazabilmek için giriş yapmanız gerekiyor.
Trackback | Bu yazının yorumları için RSS kaynağı